Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul'un en hareketli semti Beyoğlu'nda yalnız ve içine kapanık bir hayat sürmektedir. Kızı yurt dışında yaşıyor, eşi ise yıllar önce hayatını kaybetmiştir. Agâh'ın monoton günleri, başlangıç evresinde Alzheimer teşhisi konmasıyla birlikte tepetaklak olur. Hastalık ilerledikçe tüm hatıralarını yitirecektir. Bu gerçeğin karşısında ilk başta bocalar, ama ardından unutmanın aslında bir avantaj olabileceğini kavrar. Yıllardır kafasında kurguladığı ama hep ertelediği cinayeti hayata geçirmek için bu fırsatı değerlendirir — nasıl olsa işlediği suçu gelecekte anımsamayacak ve vicdan azabı duymayacaktır.